* Zeki BULGAN | Ceza Avukatı
5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; Kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
Türk Ceza Kanunu sistematiğinde taksir, istisnai bir sorumluluk türü olarak düzenlenmiş olup kendi içinde “basit taksir” ve “bilinçli taksir” olmak üzere ikiye ayrılır. Bu iki kavram arasındaki ayrım, failin ceza sorumluluğunun boyutunu ve alacağı ceza miktarını doğrudan etkilediği için doktrinde ve yargı uygulamasında hayati bir öneme sahiptir. Bu yazımızda Basit Taksir ile Bilinçli Taksir arasındaki farklara değineceğiz.
Türk Ceza Kanunun 22/ 2 maddesinde Taksir ; “ Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi ” olarak tanımlanmıştır.
Kanunda öngörülen bu tanıma göre taksirli suçlarda;
1.Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı iradi bir davranışı olmalı,
2.Failin hareketi ile netice arasında illiyet bağı bulunmalı ve netice faile objektif olarak isnad edilebilmeli,
3.Netice öngörülebilir olmalı,
4.Ancak fail tarafından öngörülememiş,
bulunmalıdır.
TCK.’nın 22/ 3 maddesine göre “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde ” Bilinçli Taksir söz konusu olacaktır. Taksirle sorumluluktan bahsedilebilmesi için öncelikle neticenin objektif olarak öngörülebilir, isnat edilebilir olması gerekir. Bu şart , kusur sorumluluğunun da temelini teşkil eder. Keza her halde failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması aranacaktır.
Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı temel ölçüt ; Taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, Bilinçli taksirde ise tipik neticeyi öngörmüş olduğu halde, öngördüğü neticenin meydana gelmemesi için gerekli tedbirleri almadan hareketine devam etmesidir. Bilinçli Taksir halinde fail, öngördüğü neticeyi istememekte, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe, teknik imkanlar vb. etkenlere güvenerek, neticenin meydana gelmeyeceğine inanmakta ve fakat kusurlu hareketine devam etmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelen bir olayda gündüz vakti hava yağışlıdır. Virajlı yol zemini ıslaktır. Olayın meydana geldiği üç şeritli otobanda Azami hız sınırı 120 km/ saattir.
Sanık, Bursa ili Osmangazi ilçesi Selçukgazi Mahallesi mülki sınırları içinde kalan Gebze–İzmir otoyolunda, İstanbul istikametine doğru 171 km/saat süratle aracıyla seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybetmiş, başka bir kaza geçirdiği için yolun sağ bölümünde bulunan bir şahsa ait araca ve yardım etmek için bu aracın arka kısmında bulunan yayalara çarpmıştır. Meydana gelen bu kaza neticesinde 5 kişi ölmüş, birden fazla kişi ise yaralanmıştır.
Sanık, kolluk ifadesi dışındaki tüm aşamalarda böbrek ağrısı çekmesi nedeniyle veya çekeceği endişesiyle bir an önce eve varmak için hızlı seyrettiğini ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama esnasında sanığa yukarıda belirtilen hal ve şartlar altında araç kullanması halinde kazaya sebebiyet verebileceğini öngörüp öngörmediği açıkça sorulmuş, sanık bu şekilde araç kullanması halinde kazaya sebebiyet verebileceğini öngördüğünü açıkça kabul etmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, önüne gelen uyuşmazlıkla ilgili olarak ; Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Sanığın öngördüğü ancak istemediği ölüm ve yaralanma neticeleri yönünden Bilinçli Taksirle hareket ettiğini kabul etmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararına muhalif kalan üyelerden birinin Karşı oy gerekçesinde ; Sanığın 171 km/ s gibi yüksek bir hızla seyrettiği açık olsa da olayın meydana geldiği yerin erişime kontrollü bir otoyol olması, yaya ve hayvan trafiğine kapalı olması, yan yollarla kesişiminin sınırlı olması, tasarım itibariyle yüksek hızlara göre projelendirilmiş olması, görüş mesafesi, eğim, viraj yarıçapı ve zemin özellikleri bakımından daha güvenli sürüş imkanı sağlayan bir yol olması, bu tür yollarda ; sürücünün hız sınırını aşması, her zaman belirli kişilere çarpma ve toplu ölüme neden olma neticesini somut olarak göze aldığı anlamına gelmeyeceğinden bahisle olayın başlı başına bilinçli taksir için aranan netice bilincini göstermemekte olduğunu ileri sürmüştür.
Yine aynı karşı oy gerekçesinde ; Olay günü yoğun yağış nedeniyle yolda su birikintileri oluştuğundan bahsedilmiş ve Teknik raporda kaplamanın yapısal olarak bozuk olmadığı belirtilmiş ise de, ilk kazanın da aynı kesimde kayma ve kontrol kaybı sonucu meydana gelmiş olmasının yağmur suyunun normalden farklı bir şekilde birikmesine yol açan geçici de olsa bir drenaj yetersizliğine işaret etmekte olduğunu, sanığın olay yerine yaklaşırken ilk kazaya ve sağ şeritte bekleyen araca ilişkin uzun mesafeden fark edilebilecek ışıklı uyarı, işaretleme veya yoğun trafik kuyruğu görüp görmediğine dair, dosyada bir tespit olmadığına, bu belirsizlik varken sanığın kaza mahalline bilerek ve isteyerek yüksek hızda girdiği ve ağır neticeyi bilfiil öngördüğünün söylenemeyeceğine, bu hususta bir şüphe varsa şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir.
Karşı oy gerekçesinde son olarak ; Ceza hukukunda neticenin ağırlığının, kusurun bilinçli taksir olarak nitelendirilmesinde tek başına ölçüt olamayacağından, sanığın , yağışlı havada hız arttıkça fren mesafesinin uzayacağını, kayma riskinin artacağını bildiğini; ancak olay anında su birikintisini fark ettiğinde fren yaptığını, buna rağmen aracın kaydığını, bu neticeyi istemediğini ve beklemediğini beyan ettiğini, bu açıklamaların her sürücünün sahip olması gereken teknik bilgi düzeyine işaret etmekte olduğunu, belirli kişilere çarparak toplu ölüm neticesini göze aldığına dair bir ikrar içermemekte olduğunu, bilinçli taksirde aranması gerekenin, failin “ Neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenerek ” hareketini sürdürmesi olduğunu, somut olayda sanığın davranışının daha çok, tehlikeyi gerektiği kadar ciddiye almama, hızını yol şartları ve sürüş kurallarına göre ayarlamama şeklinde tezahür eden ağır bir dikkatsizlik ve özensizlik hali olduğunu, bu durumun neticeyi bilerek göze alan bir tutumdan ziyade, tipik basit taksir olgusunu göstermekte olduğunu belirterek sanığın eyleminin TCK.’nın 85/ 2 maddesi kapsamında taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu oluşturduğunu, somut olayda TCK.’nın 22/ 3. Maddesinde aranan Bilinçli Taksir koşullarının gerçekleşmediğini, neticenin sanık tarafından fiilen öngörüldüğünün ve bu neticeye rağmen eyleme devam ettiğinin kesin ve şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulamadığından bahisle sanık hakkında cezanın yalnızca TCK. 22/ 2 maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurul Üyesi de ; İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
