* Zeki BULGAN | Ceza Avukatı
Suçun manevi unsuru, işlenen fiil ile failin iç dünyası arasındaki bağı ifade eder. Türk Ceza Kanununa göre Suçun Manevi Unsurları temel olarak Kast ve Taksir olmak üzere 2’ye ayrılır. Kast kendi içinde Doğrudan Kast ve Olası Kast olmak üzere, yine Taksir de kendi içinde Basit Taksir ve Bilinçli Taksir olmak üzere 2’ye ayrılır. Bugünkü yazımızda Doğrudan Kast ile Olası Kast kavramları arasındaki farklara değineceğiz.
TCK.’nın 21/ 1 maddesinde Kast Kavramı “ Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ” olarak tanımlanırken aynı maddenin 2. fıkrasında Olası Kast kavramı ise “ Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi ” olarak tanımlanmıştır.
Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Kast bilme ve isteme, olası kast ise öngörme ve kabullenme unsurlarından meydana gelmektedir. Kastın bir türü olmasına rağmen kanunda olası kast bakımından bilme yerine öngörme, isteme yerine ise madde gerekçesinde kabullenme kavramlarını tercih etmesi tesadüfi değildir.
Bununla, olası kast hâlinde failin fiile ve neticeye yönelik amaç ve yaklaşımının doğrudan kast kadar ciddi ve belirgin bir boyut kazanmadığı vurgulanmak istenmiştir. Gerçekten de olası kastta, doğrudan kast derecesinde bir isteme bulunmasa da failin gerçekleşmesi muhtemel olan sonucu öngörerek kayıtsız kaldığı, başka bir ifadeyle bu sonucu kabullendiği ifade edilmektedir.
Yine ceza sorumluluğuna yol açacak netice, gerçekleştirilecek asıl fiile bağlı olduğundan olası kast bir yan netice sorumluluğudur. Olası kastta asıl amacın icra edilmesi ile oluşabilecek ikincil netice bakımından fail kayıtsız kalmakta ve neticenin gerçekleşme olasılığını kabullenmektedir. Olası kastta olduğu gibi bilinçli taksirde de öngörme unsuruna yer verilmesi nedeniyle uygulamada daha çok bu iki kurumun birbiriyle karıştırıldığı görülmektedir.
Her ne kadar olası Kast ile Bilinçli Taksir arasında teorik olarak bir ayrım yapmak mümkün olsa bile uygulamada bir çok sıkıntı ile karşılaşılabilmektedir. Birbiriyle aynı ya da çok benzer özellikler taşıyan olayların bazılarında suçun olası kastla işlendiği sonucuna ulaşılırken, bazılarında ise suçun Bilinçli Taksir ile işlendiği sonucuna ulaşılabilmektedir.
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kasttan, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksirden bahsedilecektir
Örneğin ; yasal olmayan şekilde üretildiği bilinen, insan sağlığı için tehlikeli olup ölümlere neden olabilen sahte içkileri satarak ölüme neden olma, teknik donanımdan yoksun, eski ve bakımsız, motoru arızalı, denize açılmaya elverişli olmayan tekneyle, yeterli araç ve personel olmaksızın, yolcu kapasitesinin üç katı göçmeni komşu bir ülkeye götürürken teknenin batması neticesinde 24 kişinin ölmesine neden olma, sanıkların birbirlerine ateş ettikleri sırada olay yerinde bulunan ve olayla ilgisi olmayan mağdurun yaralanmasına sebep olmaları Yargıtay tarafından olası kast olarak vasıflandırılmaktadır.
